2 Kasım 2015 Pazartesi

bir ipucu vermiyor

bir kaç haftadır oturmuş "optimization-oriented (veyahut "performance-based") design", "automated surveying" ve "urban / building / façade / texture reconstruction", "semantic modeling" (ve tabii "computer vision") gibi konularda ardı arkası gelmeyen bir makale kümesini tüketmeye çalışıyorum. gah sağ yanımda, gah sol yanımda üzerinde onbin yıldır tarım yapılmakta olan ovalar uzanıyor. ovaların üzerinde de hep dumanlar...

bu yanmaktan bıkmayan ovalar üzerinde dilleri ve dinleri yavaş yavaş değişse de onbin yıldır birbirinin benzeri evleri üstüste yığarak höyük yükseltmekten ve belki de onbin yıldır çok da değişmeyen bir yaşam tarzını yeniden üretmekten bıkmayan insanlar, toprağı betonla, sessizliği tv uğultusu ile değişmek dışında, fazla da bir şeyi değiştirmek istiyor gibi değiller. bir beton olsa iş çözülüyor. kültürlerini, inanışlarını, yaşam tarzlarını belli ki seviyorlar.. kendi hayatlarına ama pek değer verdikleri yok. bir ailedeki on adet geleceksiz çocuktan biri olarak büyümek... değersizliğin tanımı.

al haseke tarafından yükselen duman kolonlarını izliyorum. belli ki çok yoğun duman çıkıyor, tarlaların hasat sonrasında yakılması gibi değil. bu insanlar işgal, baskı, yerinden edilme ve katliamları bitmeyen bu tarihi hakediyorlar mı? bu bitmeyen düzlükler, üzerlerinde yüzen umut dolu bulutlar.. her gün 3-5 kare fotoğraf çekmeden edemiyorum. bazen sisli oluyor onu çekiyorum. bazen sisin içinde bir şey görünür gibi oluyor, bazen manzara açılıyor, bazen güneş alçalıyor ve yükseltiler görünmeye başlıyor ve bazen çok uzakta tek başına duran bir dağ ortaya çıkıyor.

ve tabii bu ülke ve hatta bu dünya insana iyi bir şeyler yapmakla ilgili ilham veriyor mu? bütün bu makale yığınına dalmaktan muradımın iyi bir şeyler yapmaya çalışmak olduğunu varsayarak soruyorum. yoksa niye canımı dişime takayım ki? kişisel heyecanlar, merak şu bu bir kenarda duruyor. ama galiba o tek başına yeterli değil. büyük bir anlamsızlık denizinin içinde küçük anlamlı kara parçaları oluşursa en azından bata çıka hayatımızı sürdürebiliyoruz. komşusuyla akşam kardeş yatıp sabaha işler değiştiğinde onu hevesle gırtlaklayabileceğini bildiğimiz, gerçek görüşlerimizi ve inanışlarımızı samimiyetle anlatsak bizi bir kaşık suda boğmak isteyeceğini bildiğimiz kaba saba bir güruhla aynı ülkede yaşadığımızı zaten biliyorduk da, en azından iyiye gittiğimize, gideceğimize, kendi işimizi iyi yaparsak bunda bir payımız olabileceğine de inanmıştık galiba. kuşak olarak büyük bir geri çekilme mi yaşayacağız kabuklarımıza doğru? bilmiyorduk herhalde.

Hiç yorum yok: